Selcen Akkuş – NEHİR’İN KANATLARI

Beni bu dünyaya ağzımda,

Hoh,

Bu zehirle bıraktığında

Ben senin kötü olduğunu,

Senin kötü olduğunu

Anlamamak için,

Çok çalıştım. Benim seninle ilgili

Bildiğim her şey bir

Yalandı. Buna çalıştım.

Tersinden bir adaletsizliği

anlamam gerekti benim,

Ilık süt gibi olduğun, (…)/benim uydurmamdı

             Birhan Keskin

Spor kulübündeyiz. Büyük bir azimle final maçına hazırlanıyoruz. Molalarda çeşit çeşit planların, konu konuyu açan sohbetlerin içinde buluyoruz kendimizi daima. Bir gün kış pikniği yapıyorsak bir başka gün arabalara binip Beypazarı’na gidiyoruz. Bir gün çocukluk anılarına dalıyorsak bir başka gün hayallerden çıkıyoruz. Mola bitince her plan havada kalıyor, her konu unutuluyor.

Bu sohbetler içinde en heyecanlı olanları antrenörümüz Sedat abinin dâhil oldukları. Anılarını öyle canlı, öyle dolu dolu anlatır ki insan kendini kaptırır onun hikâyelerine.

Sedat abi bir gün döndü bana, o tok sesiyle “Nehir, sen seversin arkeolojiyi. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne gittin mi?” dedi. “Gittim tabii abi, gitmez olur muyum?” “Olsun, yine git. Müzenin yetkililerinden biri benim yakın arkadaşım. Anlatarak gezdirsin sana orayı.” “Çok sevinirim abi, hemen gün belirleyelim.” dedim. Biliyorum çünkü havada kalır burada her şey. “Abi, ben bir de kazıya katılmak istiyorum. Arkeolog olmasak da izinle oluyormuş. Onu da sorar mıyız?” “Sorarız tabii.”

İçimde büyük sevinç. Müzeyi kendi okuduklarımla değil, yetkili birinin anlatımıyla gezeceğim. Daha doğrusu gezeceğiz. Bunu Suat’a söyleyince o da çok sevinecek. Hele belki bir kazıya katılabileceğimizi duyunca…

Suat, bir dil okulunda Fransızca dersleri veriyor. Hızla düşünüyorum; hafta içi dersinin olmadığı gün diye konuşsak iyi olur.

“Abi, iki hafta sonra salı günü için sorar mısın arkadaşına?”

Yanından ayrılıp coşkuyla telefona sarılıyorum. “Suat, geçenlerde konuştuk ya Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni gezelim diye. Bizim Sedat abinin orada arkadaşı varmış. Tarihsel süreci anlatarak bize müzede eşlik edecek. Bölüm bölüm takip ederek, neyin ne olduğunu bilerek gezmek çok güzel olmaz mı? İki hafta sonra salı gününe gidelim mi?” diyorum mutlulukla bir solukta.

Buz gibi bir sese çarpıyorum. “Şu erkeklerle artık biraz mesafeli olsan mı?” Duyduğum cümleyi anlayamıyorum. Kazıya belki bir gün birlikte katılacak olmaktan söz edemiyorum bile. Şaşırıyorum, donup kalıyorum. “Nasıl yani?” diyorum hem kendime hem Suat’a. Anlamaya çalışıyorum, anlayamıyorum.

Nasıl bir mesafesizlik içindeyim ki mesafe koyayım?

“Biz kendimiz de gezeriz, gerek yok kimseye.” diyor telefonun ucunda bir ses. Ses bana çok uzak geliyor ya da ben çok uzağım o sese.

“Tamam, mola bitti, antrenmana dönmem lazım.”

***

“Final maçı Nehir, topla kendini! Kaçırma şu pası! Top geliyor, aklın nerede? Hadi, Nehir!”

Hiç bu kadar uzun gelmemişti antrenman. Biter bitmez üstümü bile değiştirmeden montumu ve çantamı sırtıma atıp çıkıyorum kulüpten. Arkamdan sesleniyorlar. “Beraber gitmiyor muyuz? Dur, bekle.” “Yok, çıkmam lazım hemen.”

Kendimi caddeye dar atıyorum. Yürümek iyi gelecek. Yürüyorum. Durağa geliyorum. Durağı geçiyorum. Yürüyorum.

Mesafe? Erkek kıskançlığından çok öte bir şey bu. Hem kadın aklını, sezgisini yok saymak hem işine, ilgi alanlarına, coşkusuna hayran kalıp âşık olduğun kadının artık kanatlarını kırmak istemek. Görmek istemesem de bunca vakit bu durumu artık görüyorum.

Sen bilmiyor musun, benim gözüm, gönlüm senden başkasını görmez. Sen bilmiyor musun bir kadın kiminle ne kadar mesafeli olacağını daima ayırt eder. Sen bilmiyor musun ben ne güzellik varsa hayata dair sevgiyle var ettiğimiz dünyamızda seninle paylaşmak istiyorum.

Mesafe? Anlıyorum, artık benim kanatlarımı kırmak istiyorsun birer birer. Aşk, insanı hem ısıtır hem ışıtır. Günden güne buz kesiyorum Suat, ışığım sönüyor. Sen beni ben olduğum için sevdin. Oysa artık bazen şakayla bazen gerçekten işime söyleniyorsun. Coşkuyla yaptığım şeylerden, ilgi alanlarımdan, hatta benden eğlenerek söz ediyorsun. Rahatsız olduğumu söylediğimde ben alınganlık yapmış oluyorum, ben abartıyorum. Beni suçlu çıkarmayı hep başarıyorsun.

Mesafe? Görmek istemesem de bunca vakit görmekten hep kaçsam da anlıyorum Suat. Sen benim kanatlarımı kırmak istiyorsun. Sevgimden emin olduğun andan itibaren benliğimi ezmek, kendimden şüpheye düşürmek istedin. Beni değersiz kılmak amacın. Bugüne kadar kendimi var ettiğim her şey ayaklarının altında ezilecek bir çiçek bahçesi artık senin için.

Mesafe? Sevgim öyle çoktu ki kimsenin bana yapamayacağı her şeyi senin yapmana izin verdim. Sen istedin ki âşık olduğun bu coşkulu, şenlikli genç kadın artık yalnızca sana ait olsun. Bu benlikten çıksın, senin verdiğin biçime dönsün, ışığı sönsün, kimse görmesin ve yalnızca senin olsun. Kanatlarımı kırmak için yavaş yavaş ne varsa yaptın.

Evet, bunu artık ne kadar istemesem de görüyorum. Beni sevdiğin bu hâlimi istemeyip değişmediğim için benden adım adım vazgeçiyorsun.

Fakat… Yine de konuşarak üstesinden gelemez miyiz? Sevgi her sorunu çözmez mi? Her şeyden üstün olan sevgi değil mi?

Durakların hepsini geçmişim. Evimin önünde çantamdan anahtarımı çıkartırken buluyorum kendimi.

***

Suat final maçına gelmedi. Kupayı kaldırdığımızda izleyiciler arasında yoktu. Bir daha hiç olmadı.

Konuşarak üstesinden gelemedik çünkü. Suat üstesinden gelmek istemedi. Ben yapamadım, o yaptı: Bitti. Acısız olmaz hiçbir bitiş ancak acı da sonsuza kadar sürmez. Bence sevgi hâlâ her sorunu çözer ancak var sandığım gerçek bir sevgi yokmuş. Çünkü benim anladığım sevgi ile Suat’ın anladığı sevgi çok farklı imiş. O, itaatkâr bir Nehir istiyormuş. Dopdolu akışını sevip de yalnızca kendisine ait kılmak istediği, yavaş yavaş kanatlarını kırarken buna izin vermeyeceğini anladığı Nehir’i bir kalemde silip atmak hiç de zor olmuyormuş.

Sedat abinin bahsettiği müze gezisini kulüpteki arkadaşlarla yaptık. Elbette mesafemizi koruyarak!

***

On ay sonra ben bugün temmuz güneşinin altında Çanakkale’de kazı alanındayım. Büyük bir ekiple kocaman şapkaların altına saklanıp elimizdeki fırçalarla incecik dokunuşlar yapıyoruz taşlara. Su içmek için başımı kaldırıyorum işimden. Karşımda simsiyah gözleriyle Sühan. O da fırçasını bırakmış, yanındaki suya uzanıyor. Gülümsüyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir