Cevdet Güner – Kırmızı Koltuk

Kenan, duvardaki saate bakmamaya çalışıyordu. Gözlerini kaçırıyor, önündeki ekrana eğiliyor, satırların arasında kaybolmayı deniyordu. Ama bakışları, kendisine ait değilmiş gibi, dönüp dolaşıp yine aynı noktaya saplanıyordu: Saat. Küçük, sıradan bir nesne. Ama o an, odadaki her şeyi geride bırakacak kadar büyüktü. Akrep ile yelkovan arasına sıkışmış gibiydi. İlerlemiyorlardı; sürünüyordu zaman. Her saniye, geçmek için izin…

Devamını Oku

Baltayı Sıkı Sıkıya – Hakan Kaya

Odunu gördüğüm zaman hiçdüşünmem. İndiririm sıkı sıkıya tuttuğum baltayı. Biliyorum, genellikle hiç düşünmezsin. Düşünürüm. Bazı şeyleri iyice düşünürüm. Bu işe girişmekte onlardan biri elbette.Bir darbe, bir darbe daha.İkiye ayrılan ıslak tahtaparçası.Artık yazmayacak mısın?Yazacağım elbette.Yazarken deliydin.Şimdi değil miyim?Tüm gününü odun kırarakgeçiriyorsun.Bu delilik işte. Neymiş deli olan?Kırılacağını bile bile,kırmamak için vurmak.Vurursan kırılır,vurmazsan kırılmaz.Bir, iki, üç, dört, beş.Sen…

Devamını Oku

Hakan Kaya – Sığıntı Kalmış Eve

Dakikalar geçmiyor.Odanda sığıntısın.Sığıntı sensin. Bir elinde Orhan Veli, diğer elinde Edip Cansever. Şiirlerle yüzleşiyorsun. Uzaklara yani şiirlere köpek gibi bakıyorsun.Hastasın sen. Tescilli bir hasta. Kapı açılıyor, annen içeri giriyor.“Sakın çıkma, babaannen geldi,” diyor. “Çıkmam.” “…” “Çıkmam dedim.” Bir yorgunluk çöküyor üzerine.Yok sayılmanın haksızlığı. İçeriden sesler geliyor.Gülüşmeler, sohbet… Keyfe keyif.Bir de Türk kahvesi servis ediliyor. Yetti,…

Devamını Oku

Yusuf Gürfidan – UYKUSUZLARA

   “Sakın uyumasın! Eğer uyursa onu kaybederiz. Doktor böyle dedi.” Ses, oğlanın kulağında çekicin örse çarpışı gibi duyuluyordu. Ayaklarını üzengisine basmış atını sürmeye hazır binici misali karanlıkta sesten uzaklaşmaya çalıştı. “Sakın uyumasın!” Her cümle metalin ayrı tonlarında şangırtılara neden oluyordu. Üzengilerle yekpare olmuş ayaklarını gövdesine vurduysa da atın, bir kıpırdama yoktu. “Eğer uyursa onu kaybederiz.” Metalin…

Devamını Oku

Selcen Akkuş – NEHİR’İN KANATLARI

Beni bu dünyaya ağzımda, Hoh, Bu zehirle bıraktığında Ben senin kötü olduğunu, Senin kötü olduğunu Anlamamak için, Çok çalıştım. Benim seninle ilgili Bildiğim her şey bir Yalandı. Buna çalıştım. Tersinden bir adaletsizliği anlamam gerekti benim, … Ilık süt gibi olduğun, (…)/benim uydurmamdı              Birhan Keskin Spor kulübündeyiz. Büyük bir azimle final maçına hazırlanıyoruz. Molalarda çeşit…

Devamını Oku

Yusuf Gürfidan – BAŞKA EMİRLERİN TOPRAĞI

   “Bağımlılık hastalığın kendisi değil, bir semptom. Dolayısıyla onu tedavi etmeden önce kaynağını bulmalıyız. Bu süreçte senden daha güvenli bir limana sığınmanı rica edeceğim. Ancak bu şartla çıkmana izin verebilirim.”    Duvardaki afişe baktım. Bir seminer için tasarlanmış. Oltasına yeni bir balık türü takılmış balıkçı edasıyla, büyük puntolarla, “BENZODİAZEPİN BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİNDE YENİ DÖNEM” yazıyor.    “Nedir o?” dedim….

Devamını Oku

Öztan Rânâ – İBRAHİM

Hızlı ve mutantan hareketlerle kanat çırpan kuşların hüküm sürdüğü, gökyüzünün griye çalan meyus havasında dans ederek etrafa yayılan soba dumanının sardığı derme çatma bir evde; bahçesinde turuncu ve mor kasımpatıların neredeyse her mevsim inadına boy verdiği küçük bir alanda, iki artı bir planlı, daracık mutfağı olan bu meskende İbrahim, kendiyle ilgili türlü karakter değişimlerinden geçmişti….

Devamını Oku

Erman Şahin – Bütün Goller Kendi Kalemize

     Dörtyol, o günkü kalabalığı bir daha hiç görmedi. Her yer yeşil beyazdı. Bir şehri bir ana sığdırabilseydim kesinlikle o günü seçerdim, Bingölspor’un şampiyonluk maçının olduğu o gün. Stadyuma vardığımızda düğün evine gelmenin mutluluğunu andıran bir gülüş büyümüştü hepimizin yüzünde.      On numaralı formamı giymiştim. Sadece bir forma değildi üzerimdeki, bir gün gerçekleşmesini istediğim hayalin adıydı. Ayağıma…

Devamını Oku

Öztan Rânâ – BİR MEKTUBUN AĞIRLIĞI

                         Yalnızdı… Dünya denilen kürede hiç kimsenin yalnız olmadığı kadar derin bir yalnızlıktı onunkisi. Göğe baktı, yumuk yumuk bulutlara sonra yeşile dönen o ıssız tepelere, vadilere, bisiklet süren çocuklara ve çamurlu yolu aşındıra aşındıra yürüyen mor kadife elbiseli kadına. ‘‘Burada her şey ne kadar da hüzünlü bir şekilde hareket ediyor.’’ dedi. Zaman hiç durmaksızın ilerliyordu….

Devamını Oku