
Pencereme konmuştu. Onu ilk kez bir akşamüstü, odamın camında gördüm. Yazmak için odaya
kapanmıştım. Lavabodaki su günlerdir aynı soğuklukta duruyordu. Tam kalkıp onu kovacakken gözlerime baktı. Bir akşamüstü onu kovmadım, izledim. Pervaza ince dallar, sigara izmaritleri, kopmuş lastikler bıraktı. Sonra onları unutmuş gibi
bir uçtan ötekine yürüdü. Birini mi arıyordu?
‘’Arıyor musun?’’ diye sormuştum.
Cevap vermemişti. Gece olurken o hâlâ pencere pervazındaydı. Yaklaştım, kaçmadı.
‘’Kaçacak mısın?’’ diye sordum.
//
Yağmurlu bir gündü, pervazın önündeydi. Bir süre birbirimize baktık.
‘’Uzun zaman oldu,’’ dedim.
Yaklaştım.
Sonra uçtu, gitti. Bir daha onu görmedim.
///
Üç gün önce sabahları evime giren güneş, girmedi. Yatağımda debelendim, durdum.
Güneş doğmadan yatamazdım.
Perdeyi araladım, gökyüzü açıktı. Çöpler duruyordu; ince dallar, sigara izmaritleri, lastik, düğme, paslı bir anahtar.
O gün ilk kez evden çıktım.
Sokakta yürüdüm. Günlerdir yağan yağmur yine hızlandı. Nereye gideceğimi bilmiyordum.
Anahtarı cebimden çıkardım.
Güldüm.
‘’Sahiden mi?’’ diye sordum kendime. Bütün şehri bu saçma anahtar için mi dolaşacaktım?
Akşamüstüne doğru onu gördüm.
Aynı kuş değildi.
Ama gözlerini görünce durdum.
İnsan bazı bakışları ikinci kez görmez sanır.
Kuş uzaklaştı.
Ufukta küçülürken cebimi yokladım.
Anahtar gitmişti.
Eve döndüm, perdeyi açtım.
Oda aydınlıktı.
Pencereye bakmadım, masaya oturdum. Yazdım.
