Baltayı Sıkı Sıkıya – Hakan Kaya

Odunu gördüğüm zaman hiç
düşünmem. İndiririm sıkı sıkıya tuttuğum baltayı. Biliyorum, genellikle hiç düşünmezsin. Düşünürüm. Bazı şeyleri iyice düşünürüm. Bu işe girişmekte onlardan biri elbette.
Bir darbe, bir darbe daha.
İkiye ayrılan ıslak tahta
parçası.

Artık yazmayacak mısın?
Yazacağım elbette.
Yazarken deliydin.
Şimdi değil miyim?
Tüm gününü odun kırarak
geçiriyorsun.
Bu delilik işte.
Neymiş deli olan?
Kırılacağını bile bile,
kırmamak için vurmak.
Vurursan kırılır,
vurmazsan kırılmaz.
Bir, iki, üç, dört, beş.
Sen öldükten sonra.
Ne olmuş ben öldükten
sonra?
O yalnız odun kırardı
diyecekler.
Desinler. Demesinler mi?
Sen bir zamanlar daktilonun başına oturur, saatlerce kalkmazdın. Bir keresinde E harfini daktiloda kırmıştın.
Kırmıştım değil mi? Ne
için?
Hiç ‘e’ kullanmamak için.
İşte! Sebebini sen
söyledin.
Altı, yedi, sekiz, dokuz,
on.

Köpek! Duydun mu?
Hayır.
Bir köpek sesiydi.
Sebebi demiştin, neymiş
sebebi?
Daha önce yapılanı
yapmamak için.
Neymiş yapılan?

Deme öyle. En azından
pişman olacağın sözler söyleme.
Pişman mı?
On bir, on iki, on üç, on
dört, on beş.
Bazen bulduğun an
yapıştıracaksın. Sıkı sıkıya tutacaksın baltayı. Öyle bir tutacaksın ki, hiç bırakmayacak gibi. Balta ile bütün olacaksın. Ağırlığını, cismini hatırlamayacaksın. Balta sen olacaksın. O da sen. İşte o an gözün sadece kıracağın parçayı görecek. Hiç panik yapma, derin nefes alıp-ver. Sonrasında bir karar almalısın. O parçaya ne olacak? İşte! Tam o sırada sert bir darbe
indir!

Biraz daha, biraz daha.
Az kaldı.
Neye az kaldı?
Baksana, çoğunu kırdım.
Çoğunu kırdım…
Ses kesildi, baksana.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir