çocukken sakladığım gürültümü bulamıyorum
bakmadığım çekmece, dökmediğim eski valiz
özenle sildiğim gözlerimin tozunu
elmalı armutlu sıcaklı soğuklu yerleri hatırlamıyorum
aramak geçmiyor
geçmiyor aradığımı bulamadığımda gözlerimin önündeki
pencerenin dışarısına koyduklarımla
aklımın içerisine aldıklarım
şu dişlediğimde çıkan saatin izi geçiyor da
ısrarı keşfettiğim ilk anı saklayamıyorum
adımı yazmayı öğrendiğim yazı benden başkası bilmiyor
bu bilinmezliği önemsediğim zamanları oyalamayı öğreniyorum.
bir e’nin şapkasını düzelterek, s’ye ekleyerek çengelli noktaları
yeni kandırmacalar öğreniyorum yeni bilmeceler
yeni çekmeceler kurcalıyorum başkasının ağzında
eksik kelimeler gecikmiş mi gelmemiş mi cümlelere, kayıp mı olmuş
anlamadığım şeylerin kilidini kıramıyorum
sorduğum ilk soruyla cevabı arasında bir korku var
ilk defa denk gelmenin tedirginliği
bundan kendime unutkanlık yapamıyorum, kısa bir keşke
küçük bir bakış, çürük bir yara kabuğu
bunlar umuruma çağırdığım şeyler değil
yaşımı öğrendiğim yaşım saati öğrendiğim yaşımdan küçük
sayı saymayı öğrendiğim zamanlardan bahsetmiyorum bile
sonra tahmin diye bir şey var vahiylere benziyor zannımcalar doğuruyor insanda
ben o zamanlar tahmini biliyorum ve zannımca ağır geliyor bana
bir şeyler iyi ki değişsin istiyorum
bir şeyler iyi ki kültür parkı gibi
ad değiştiriyor, yılda dört defa mevsim değiştiriyor çocuklara
okul açıp okul kapatıyor çağ açıp çağ kapatır gibi
bir sürü harf çizdirdiğinde öğretmen bize yan yana
elmas’ın ağzındaki çekmece dökülüyor başımdan aşağı
iyi ki kültür parkındaki yapraklar gibi
verdiğim ilk cevabın gördüğüm ilk kabusla ilgisi var
bu ilgiyi aramak geçmiyor
geçmiyor aradığımı beklediğimde çekmecemin içindeki
beraber eskiteceğimiz bir anahtarla
başımın çaresine bir şans vermeliyim
sana günaydın diyebilmek için bir şarkı bulmalıyım
