Bir yılan ısırdı beni kırık bir boyunla geçtim kapılardan
gözlerim hep arkada ve yere kapaklandım ne zaman
yürümeye başlasam – rüyalarımda geçmişin karıncaları
sessizlik bana gelince içimde kıpırdar bir cümlenin sevinci
aşık olduğum kadınlar için kalbimde kurduğum mezarlık
yine de başlar dilimde daha önce söylemediğim bir şarkı
dirilir tenli başaklar beyaz ve kara ve sarı
kanlı bir savaştan sağ çıktım ruhumu bırakarak ardımda
ölü bir gövde sürüklüyor beni o günden beri
ruhumdan ısıracak bir yasak elma yok
yas, melankoli, hiçlik hepsi geçti
jiletlerle kazıdım kendimi çeyrek asır sonra düştüğüm yerden
başardım yeniden doğurmayı başladım kendime gebe kalmaya
dağ yamaçlarında dolaştım sarp vadilerde denizinde bir gökyüzünün
çölde buldum kendimi yitirdikten sonra aidiyet hünerini
her gün biraz daha bileyledim acı organımı dolambaçlı
istemekle sardım sonra yaralarımı istemek iyileştirdi beni
dönüp ısırdım yılanı ve çıkardım elmas dolaptan
nicedir sakladığım kitabı
şimdi kainatın bütün kaosu içinde kafamın
ve çok yakından duyduğum bir heyula
fısıldar içimde büyülü cinleri -ne çıkar tekrara düşsem de-
yalnızca bir kere mi sefere çıkar dünyaya doğru telaşlı bir gemi
ben doldurmaya bakıyorum o kitabı kalbimde avucumun içi
salıveriyorum işte biriktirdiğim ne varsa, her şeyi:
ruh dizanterisi ruh difterisi ruhsal verem
kendini görebilir mi hakikati gören göz
soruyorum sana ey okur! Görülmüş müdür
yüzdüğü bir geminin şarkı söylemeden?
paramparça duygularım etmiyor bir bütün bile
fazla olanın yazgısı, kabul: mataramda acının gözyaşları
varoluş cehenneminden istemenin cennetine
adım adım yürüyorum dünyaları
aradığım kendim ama bulduğum hep başkası
ve bulduğum kendim ne zaman aradıysam başkasını
