
Antik Çağ’da doğanın ne olduğu konusu, Klasik Çağ’da birey merkezli sorulara dönmüştür. Bunun beraberinde gelen Orta Çağ, başka bir tabirle Batı metafiziğinin sirayeti, günümüzde ise buhranların çağı olan Modern Çağ’ın, yani kendine yabancılaşmanın meşrulaştığı bir çağın ötesinde, kendimize bir amaç arıyoruz.
Tabiatın canlılara bahşettiği kendini var etme çabası, insanın kazara kazandığı bilinçle beraber karanlık bir yapıya büründü. İnsanlara kadar olan primatların sadece neslini devam ettirme arzusu varken, bilinç kazanmasıyla birlikte kendine bir amaç bulmaya çalışan insan, kendini yıkma çabasına girdi.
Antik Çağ’dan bu yana; amaç ekseninde şekillenen insan, varlığa anlam yükleyerek yanılsamaya kapıldı. Bu düşüncenin beraberinde, içi boş bir özden geldiğini kendine temellendirdi.
Nietzsche’yle Birlikte Atılan Tohum
Tarih boyunca buyurulmuş seçeneklerin çatısı altında kalan insana kendini aşması gerektiğini söyleyen Nietzsche, “Antik Çağ’da duyular üstü dünyanın varlığını, Orta Çağ’da cennet ve cehennem inancı, Modern Çağ’da ise aklı, öznelliğin celladı ilan eder.”(Ateş, 2020: 35)
Söz konusu olan, Antik Çağ ve Orta Çağ cellatları, hayatın aşkın değerlere bağlanmasıyla birlikte bireyin değersizleşme durumudur. Bunun sonucuyla birlikte, değersizleşen hayata bir çıkış noktası olarak Tanrı’nın ölümünü bildiren Nietzsche şöyle der: “Tanrı öldü! Tanrı ölü! Onu öldüren biziz!”(Nietzsche, 2003: 130)
Tanrı’nın ölümü yalnızca insan hayatını değersizleştiren Hristiyanlık değil, o zamana kadar yaşama anlam vadeden tüm değerlerin yok olmasına işaret eder. Başka bir deyişle, orijinal nihilizmin yıkılışına işaret eder. Tanrı’nın ölümüyle birlikte, Avrupa nihilizmine giren insan, artık değerlerini yitirmiş o zamana kadar dayatılan buyruklardan yalıtılmıştır. Değer kaybına uğramış ve kendine yabancılaşmanın tohumunu burada
atmıştır.
Aydın Olmayan Aydınlanma Düşüncesi
Orta Çağ’ın düşünsel altyapısıyla, aydınlanma süreci başlamıştır. Aydınlanma Dönemi’nin zorunlu önkoşulu olarak karşımıza çıkan akıl, tek gerçek kabul edilmiştir. Aklı birinci plana koyan Aydınlanma düşüncesi, bu sürecin insan için iyi sonuçlanacağını düşünerek yanılsamaya kapılmıştır.
Aydınlanma süreciyle birlikte, rasyonalist akımın hedefi olan insan, toplum-birey uyumunun hedefi haline gelmiş; adeta duyguları yok sayılmıştır. Bireye kendini yadsıtan bu düşünce, bireyi kolektifleştirerek toplumun çarkı hâline getirmiştir. Dolayısıyla birey, mekanikleşmiştir.
Mekanikleşen birey, Sanayi Devrimi’nin de gelmesiyle, sanayileşmenin en temel amacı olan seri üretimle aynı zevklere tabi tutulmuş ve adım attığı her yer metanın ürünü olmuştur.
Tüm Bu Olayların Sentezi
Batı metafiziğinin yükselişi olan Orta Çağ’da, insan hayatını bir öze bağlı olarak değersizleştirirken; Modern Çağ’da gelenekten koparak, kimlik buhranına girmiş ve aydınlanma düşüncesinin temeli olan aklın, duygulara üstünlük kurmasıyla insan hayatı tekrar değersizleşmiştir.
Orta Çağ’ın sekülerleşmiş bir kılıfı olarak önümüze çıkan Modern Çağ ile birlikte Tarih boyunca değersizlik hissine kapılan insan, dayatılan; normların, ideolojilerin, dinlerin, buyrukların ve kolektif olan bütün fikirlerin yanılsamasıyla kendine yabancılaşmıştır. İnsan bilinç kazanmasıyla birlikte doğayı nesne haline indirgemiş ve hükmetmeye çalışmıştır. Doğayla olan bu savaşı kazanmış ancak kendiyle olan savaşın mağlubu olmuştur.
Kaynakça
Nietzsche, F. (2003). Şen Bilim (L.
Özşar, Çev.). Asa Kitabevi.
Ateş, C. (2022). Schopenhauer felsefesi ve
sinema: Anti varoluşçuluk: Zeki Demirkubuz filmleri. Kabalcı
Yayınevi.
