Denizcan Karapınar – Çok uzak bir penceredesin

Çok uzak bir penceredesin
Çok uzak bir pencerede
Belirsiz bir noktasın
İçtiğin sigarayı bile görebiliyorum
Üzerine giydiğin geceyi ve solgun rengini
Korkunç bir sonbaharsın ya da
Kehribar rengi bir yağmur
Sadece yalnızlığıma yağan
Sen Islandığı yağmurları
bir bir unutansın
Seni
sesindeki güneşin
ilkyazın güncesini tutuşundan
tanırım
Seni tuttuğum bir soluk gibi
gençliğimin nazından
nilüfer çiçekleri
ayaklanır koşar şarkında

nilüfer çiçekleri yüzünde
ayrıksı bir dünyadır
Yeni, onulmaz
Karşı konulmaz bir dünya;
Mevsimlerin gerçek kuşları gibi
Başımda döndüğü bir
Masalsılık

ve tükenen
ve durmaksızın dönen
günlerimde sen varsın
Ya da

büyük, iri taneleri
adına sevi denen inci dizgesinin
bir kez dağılınca
bir daha birleştiremediğin,
onu

Mazinin göğsünden
Yüreğin gibi çekip alansın,
kuşluk vakitlerinde esenlikle bir söz alacasısın
Bir düşün
bir fikrin içinde soyunduğu
bir sabah yalnızlığı
ve bu güz gövdeni soluyacağım
bir orman daha ayaklanınca
karşı çıkan çığlığımda
Çünkü benim şarkılarım
dizginsiz kısraklar gibi koşarlar
korkunç hüznünü senin

hep gizlice aradığım bir ülkedir
özlem dolu bakışların;
Çünkü odaları, dünyayı sen
sonsuz gören bir çocuksun hâlâ,
Sonsuz bir pencerede
bir biçim kaygısı
gütmeyen
Umarsız bakışları…
Çocuk bakışlarını telaşlı yüzlere
bir nakış gibi kazıyansın
Eski kahve camlarından izlediği
Çok Eski hayatlarsın
bir vakitler

Şimdi artık kapanmış gözlerin

Mucizenin ve sıradanlığın ussallığında
Gizlenen ölüm
yok edemezsin
Sevgiyle çağların içinde
büyüyerek
Bir sır gibi
yeşermiş olanı
yalnız zamanın büyüttüğü bir gerçeği
Bir ömür duymuyor kalbinde kimse
Kalbinde tarihi duyana
Sen bir tarih yazamazsın.

Bu bizim özgürlüğümüz
Sabahın kimsesizliğinin
konuştuğu dil;
onun gibi
korkunç bir anlamla susabilene…
Yüreklerimiz yalnız
Kendi elimizde bu defa
yalnız kendi elimizde,
bunca kederden alnımızı sıyırıp
koşabileceğimiz
korkunç
Korkunç ve sarı bir güneşe

Yorgun uykusu üşüşüyor belleğime
Hoyrat ezgisiyle gelen zemherinin

Mevsimlerin geçişi beni
insan kılıyor
ezberimde tuttuğum denizler
Sevdada mahir

Kendini anılara gömmüş bir insan düşün
Özlerden bir dünya
Yaralı bir keman gibi taşıdığı yüreğiyle omzunda
Ayrıksı bir tanrı gibi
gezinir
Acısında

Ben yüreğimi
Uçurumlarda büyüttüm
Sevdayı tanımlayan en özgür
sözcüklerin izdüşümünde
körfezlere açılan balkonlarda
Benim sende anladığım olanca
varsıllığıyla alnında genişleyen
bütün bir evren

Soğuk bir gül gibi dokunuyorsun
yalnızlığıma, ürperterek
ve onu yaldızınla
Umarsızca dokuyarak
Umarsızlık
Evren karşısında kanatlarını
Gerişindir senin
düşünmeden kırmızı denizlerin
göğe ayna oluşlarını

bir ayna oluş tüketir uzaklığını
o ağır, o silinmez sözcüklerin

Çok uzak bir pencerede
bir noktasın
hiç duyulmayan bir çığlığın
çaresizliği var imgenin
belirsiz izdüşümünde

Seni bütünüyle görmüyorum fakat
Varlığını
çok uzakta bir orman gibi
duyuyorum içimde,
Gizleyerek yalnızlığını
duymamak için
Şimdi Benim duyduğum bu kederi
Saydam aynasında gökyüzünün
Hiçbir şey düşünmeden
geceyi izliyorsun
Geceye durgun sular gibi gizlenmiş
bütün duyguları
Ve
dünyayı renklerine boyayan
umarsız bir çocuğun inancını taşıyorsun
Sen
dünyanın karasına
oyunlarla başkaldıransın;
Böylelike
Sonsuza uzanıyorsun içimde

Ömrümün arpacığından bakıyorum sana
ben artık bir
feryad oldum
Yüreğimin dilinde
Duy bende kendini
denizlerle çevrilmiş duy,
Tanımlardan soyulmuş duy,
mazisinden soyunmuş yüreğin gibi duy
büyük utkusunu duy
bahar gelince bir tomurcuğun
Beni

kalan ömrün gibi duy.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir