Sınırında dolanaya nazar edeyazlan, çık nadan edep
âşıkların gözleri dü fan işitmeksizin açılır ışın, lav dolup
it ham cepheden bakakalırsız derinleşen kırışıklıkların.
O âşık – onlar ona. Bu öyle debelenip çölde hey hat
bi-gsm illa bir çöl ediniptirler – Stokholm Market’te.
Dön, dönüşlerine reçeteliyim – Emel beni bön
hâlâ İstoç minibüs hattında camgöbeği bluz
inceden çatalı yaz kurumuş derelere dek iner. Reçel mi?
Bütünlük yok bu sevgide –döv sars beni, rihter ve
pek zül. Böyle olsun.
Canöbeği blues kandan elbise giyer vişne ayık adım
der, inanmam! İnan, Abdurrahman Önül de blues
dizginlemez, kapiş. Tamam ama nasıl da depar
Mercedes tutkusuna gri muşamba? Benzi sararak.
Çarşamba keskin bıçak. ––
Gün ü tün karıştır mafsal – hem salt karabaşlar
bilir burnu gizleri seni gidi horgüfte. Şarkın mı var?
O denli nazar yastığıma rastık kasıntı rüya matinesi.
Ego bidonu bi dolu
arş-ı âlâya musluk
çek, bana mısın?
Valizimi hazırladım, vanamı kapattım, u-valsimi
vallahimi çektim, valimi tembihledim, u-valsimi
validemi aradım, valemi ikazladım, u-valsimi
hu dönüşü eteği çil çalarken kayıt aldım.
Islandım – atımı sarayında sularım
hele o şadırvan
su yeğni balgam püskürten o taş bebek pipisi
alay konusu kent matlasında nevi nevi heykel
karyatid inç – ayaktakımı lan, oh skulptür belki.
Zamansız – sızı mı bırak şimdi harbi mi
evet evet, harbi, kalleşimi temizlerken gözüme bat
yitiği yet gözü kaptıkaçtıya bindirmiş süt dürümü.
Sarf ve nahv üsluplu lâle – ince kaşlı gül bakışlı
salın geçişli karacanın postunda a-pay kızıl damla
sulu boya fırçası çırp çırp çocuğun bileğinde
nalın hızma, kızma mekruh değil bana soğurmak.
Cenaze başında levazımatçı – bu defin borçlu defin
su çıkardı taştan sıkmasına aman verse idi devletin
o eşeledi epey – alırlandı cücelendi alnı bu devin
dev – kara gözlü şişkin kıllı karıncalı yalnız yapayanlış
işte görmezden geldiğin için bed – ef‘âl-i mükellefin.
