cömert ufukları takip eden yol bitti
dar tavanlı bir menzil omzuma biniyor
soluğumu ayaz vuruyor, odun ne sıkıcı yanıyor
sohbetler asansör müziğine
göğün grisi beyaza çalıyor
ah keşke ah keşke
beni bi’tanısaydın sansasyon
göğsüme sıkışan kimsesizlik taşlarıyla
ördüğüm mahcubiyet duvarları
çatladı her bir yerinden sıkıntıdan
çatladı
ototelik bir çadır giydim deli alacası
monoton sesler bir işe yarasın görsün ayıplasın
beni de biraz anla sansasyon
sıkıcı hattat pes etmek bilmiyor
antika herif çiziktirip duruyor
intiharı alıp yastıkaltı yapıyor, hep
içine atıyor
oysa histerik bir kriz ne iyi giderdi bu sessiz akşama
gün geldiğinde gökdelenden kendini atmayı seçsin
bari ömrünün son anında biraz eğlensin
şu hattatı da bi’gör sansasyon
her gün baltalanmamak uğruna baltalıyor birileri ötekileri
kimse görmüyor bir rivayettir akıp gidiyor kan
bize iyi geliyor konuşuyoruz eğleniyoruz hep
neymiş oralar bir saman yığını
neymiş tutuşursa kalmazmış artığı
buralar işte yaş ot, buralar böyle çayır çimen
yanarsa dumanı tütermiş en fazla
son dakika diye fikrimizi, akıt artık
sansasyon
sofralar ton sür ton iştah kapatıyor
çilecilikten hep ağzımız kuru ekmek yarası
renkli bir sofra kuralım şöyle felekten bir gece çalalım
kimse yalpalamıyor kalkarken, çatal bıçak düşmüyor
kimse inmiyor dağlarından sofranın
ortasına
kimsenin tepesini attırmıyor ovalar
devrilmiyor duvar, devrilmiyor adam
şu masayı bi’devir sansasyon
bir zamanlar bağırdan kasıklara
kadar
yangın bir heyecan vardı
herkes serin durgunlukları seviyor diye mi kaçtı
bir de esmer düşlerin tok sesleri
omuzlara iki ayrı şüphe asar
yaza hapseder güzü arzulatırdı
bir zamanlar insan karmaşık bir hayvandı
içimizi biraz karsaydın sansasyon
yaşamak uğraşı; dehşet dengesi
yol arzusu, menzil sıkıntısı; modus
vivendi
bu zehri bu yüzüğe koyalım lazım olur
gel de artık kurtar beni sansasyon
