ışığı kıran perdeyi, üzerimde duran yorganı hışmım yırtacak
avucumda bir kağıt gibi buruşturduğum yüzüm
kanırta kanırta kaldıramadığım omurga
asılı dursa da ranzanın omzunda gömleğin
seni yenmeye sokaklara çıkmam
bugünlerde kalbimi senden korumam lazım gelecek
kulağını tırmalayacak, gıdıklayacak kara kalbini o ses
aldın
verdim
aldım verdim
ben seni
yendim
hayretin düştü, yüzünü gördüm
kalbin çatlayacak ama toplayamayacaksın
bana soysabrı, sana kuş kıyameti
gözçukuru, çatlak dudak, tophanede bir ağız çeşme
bütün nesneleri, işaretleri kıran taş senin ellerin
bayatlayan film, aynasız taranmış saçım
gözlerine sürdüğün her şey eskiyecek
ama alnıma kalın puntoyla yazılmış yazgıdan annemi kim haberdar edecek?
bütün bunlardan belleğimi
yüreğimi belleğimi kollamam lazım gelecek
suladığım ilkfiliz kinimi kör gözlü çekmeceye koydum
ara sıra çıkarıp bir madeni çoğaltır gibi çoğaltıyorum
gözümde duran senin için değil artık
meylim şaşı
dörde katladığın mektubu denizin dibine indirmem
kedimi ellerinden yıkamam lazım gelecek
bir kabuğu ufalayan topraktan akkavaklar serpildi
üzeri çizilen yazıyı su sildi çiziği kırıldı
ayaklarıma sürtünüp duruyor çim
böğürtlen moru avucumla cebimde tohumlar taşıyorum
koşmam lazım gelecek
benim bu tohumları bahara kavuşturmam
zeytini sırtından öpmem lazım gelecek
