uzunca baksam gözlerine
siyahında güzlenir ömrüm
yağmurlar dökülür peşi sıra
dilimdeki mağfiret duasına
dünden arta kalan zamanda
-bunu senden öğrendim-
tellerin katmanlarına karışan sitem
çekmiyorsa ellerini üstümüzden
biraz durup anlamak mı gerekir
buğulu gecelerin sislerinden
kuşların en büyük adımlarıyla
kaçmadan sığınmak gerekir
-bunu altı günde Yaratan bilir-
kırgın bir toprak gibi mevsime
karasında göllenip bir dolu çeşmeyle
her buluttan bir şiir çalarak
ekliyor rengini rengine
-bunu bil, dön ve sağına bak
hangi melek selamlıyorsa seni
bir kanadın tüyüne işlesin
beyaz mühürlü sarmaşıkları,
düşen ama yitirilmeyeni,
sarılan ama görülmeyeni,
savrulan ama üşümeyeni,
sevdiğimi,
en sevdiğimi
-bunu dualarına annem eklesin-
bak bitmemiş söylenecek söz
yine kuyular bir kaynak çağlayan
denizden aşarak katladığım gemileri
toplayıp avuçlarına serdiğim gün
anlamıştın dalgaların dilini
göğe demirliyordu otuz üçüncü zikrini
-Subhanallah-
çakıl taşlarının bu defa gülüyordu gözleri
saçları tarıyordu gece vaktinde secdeleri
-Elhamdülilah-
ruhun bir bebeği okşar gibi
ruhun bir başka bedende uyanmış gibi
-Allahu Ekber-
siyahında güzlenen gözlerine uzun uzun sarılacağım
sen gel, ben saatleri durduracağım
