bugün pazar
günün ilk kahvesi
kim bilir kaçıncı sigara saymadım
kim bilir kaçıncı mektup cevaplamadığım
kim bilir bu kaçıncı kitap okuduğumu unuttuğum
iç cebimde dişleri kırık bir tarak
kılları aşınmış bir diş fırçası
bulamadım nereye koyduysam tırnak makasını
çoraplarım delik bakışlarım asitli
ve yanlış tuşlara basıyorum klavyede sürekli
bir kadının gösterişli kalçaları
süt organları tabiata armağanlar veren
restoranlar tıka basa dolu
otomobiller kapamış yolları
yazlık evlerinden dönüyor bazı emekliler aylardan eylül
kendini vuruyor başından yoksulum diye inleyerek bazıları
işçiler sadakaya mahkum ve sendikaya
erkeklerin önü yirmi dört saat kabarık içeri doğru ve dışarıya
gazeteler yetmiyor kadınların cesetlerini örtmeye
devletsiz halklar ve dilsiz kalmış yalnız ve biçare
inliyorlar demir dişleri arasında canavarın
kendini doğuran herkes Leviathan’ın hedefinde
durdurmaya gücümüz yetmiyor çocuk ölümlerini
günde on altı saat çalışarak ölüyor ergenlerimiz tarlalarda
makinelere kaptırılan kolların kayıtlarını tutuyor internet siteleri
ne yapalım dünya böyle diyoruz, hakikate yetmiyor taşıdığımız soluk
ama orta sınıf doyuruyor iştihasını ızgara edilmiş kırmızı etlerle
yoksullar hücum ederken ucuz market tezgahlarına kuyruk kuyruk
talan ediyor ve yağma bir doymayanlar ordusu vitrinleri
ölümsüzlük bulunur mu diye başını kaşıyor bir banker
ya da kansere çare içine umut ekiyor bir milyoner
yalanlar parlak hayatlar solgun ölüme göz kırpıyor
yerin altında çalışanlar yirmi yıl yaşayarak en fazla
saç ektirmeler estetik operasyonlar parlatılmış dişler
herkes birbirine benziyor
çığlık çığlığa bir deprem hepinizde işittiğim
göğüslerinde bir kalp bir de dövmesi
ben diye sayıklıyor kimi görsem
vasat yürek görün ki alkışlanasın
ters çeviriyorum bugüne kadar ne öğrendiysem
bir futbol maçını izlemek için stadyumlara hücum
üstelik de maçlar şikeli
ama kayıtsız hıncahınç dolu hapishaneler
ölenler, sakat kalanlar, uykusunu yitirenler
depresyon, paranoya, şizofreni
gerçeğin kendi diliyle çözdüğü bilmeceler
dünya büyük bir savaşa doğru ilerliyor ileri marş
kimse duymuyor ötekini – herkes oyuncağı beninin
herkes haklı ve gururlu hepimiz yürüyoruz marjında varoluşun
gökyüzünün altında Hiroşima gibi bir kaos
bütün gerçekler iç içe geçmiş iç içe cennetle cehennem
bir tabutu kabul etmiş gibi yürüyor herkes
savaş giderek yaklaşıyor belki de yeniden başlayacak hayat
belki de ölmeden yaşanmıyor ama mümkün ölmek yaşamadan
