Hakan Kaya – Sığıntı Kalmış Eve

Dakikalar geçmiyor.
Odanda sığıntısın.
Sığıntı sensin.

Bir elinde Orhan Veli, diğer elinde Edip Cansever. Şiirlerle yüzleşiyorsun. Uzaklara yani şiirlere köpek gibi bakıyorsun.
Hastasın sen. Tescilli bir hasta.

Kapı açılıyor, annen içeri giriyor.
“Sakın çıkma, babaannen geldi,” diyor.

“Çıkmam.”

“…”

“Çıkmam dedim.”

Bir yorgunluk çöküyor üzerine.
Yok sayılmanın haksızlığı.

İçeriden sesler geliyor.
Gülüşmeler, sohbet… Keyfe keyif.
Bir de Türk kahvesi servis ediliyor.

Yetti, diyorsun kendine.
Ben de gideceğim.

Evin içi hoş.
Loş bir koridor.

“Ver elini öpeyim, babaanne.”

Elini uzatıyor.
Bir yandan da şaşırıyor.

“…”

“Versene…”

“…”

Göz kapakları kapanıyor.
Konuşurken kekeliyor.

“İyi misin?” diye soruyor baban babaannene.

Bir huzursuzluk çöküyor üzerine.

“…”

Kapıyı açıp eşikten bakıyorsun.
Babaannen kendi koltuğunda oturuyor.

Fotoğraf makinesini çıkarıp filmi kontrol ediyorsun.
Sonra deklanşöre basıyorsun.
Flaş birkaç kez patlıyor.
Uzaktan tanık oluyorsun yaşamlarına.

“…”

“Ver elini artık, babaanne.”

“…”

“Hastasın sen,” diyor annen.
“Sakın çıkma odandan.”

“…”

“El öpenlerin çok olsun.”

“…”

“Uzat elini öpeyim, babaanne.”

Soğuk bir temas oluyor.

“Soğuksun,” diyorsun.

Elini uzatmayı sürdürüyor babaannen.

“…”

“Gülümseyin!”

Deklanşör hazır.
Babanın parmağı tetikte.
Bekliyorsunuz hep beraber.

“…”

İkindi namazına müteakiben.

Görünürde kimseler yok.
Köpekler. Tanrının bütün eşyaları.

Yürüyorsun.
Babaannen aklına geldikçe ürperiyorsun.

Bir yerde, insanların yürümeye devam ettiğini düşünerek yürüyorsun.
Elini öpmek için yürüyorsun.

2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir