Denizcan Karapınar – Ölümün ve sevdanın diyalektiği

Cennetin bahçesinde emekler
Kendini bir buluttan doğurmuş
Işığını saklı bir mum gibi tutan
Tuhaf çocuk
Kendi yüreğinin yokuşunda
Kendi gecesinin
Yorgunuymuş meğer
Bir tek sevdaymış
Evrenle gövdenin arasında
Bir dehlizden kopup gelen
Yeniden doğuran
Ve onaran
İnsanoğlunu

Ölüm ve sevda
İki kehribar gibi göğsümün mazısında
Kör biçimlerinden alıp yaşama kattığım
Sevdanın renkleri
Alnımın akına rehber olmasa
Bunca kederle
Ağzımı dayayacak bir çeşme bulamazdım ben özümde

Yarim bir mevsimdi
Doruklarda
karlı bir gülü çocukluğumun
Şimdi tenimde
terli bir çiğdemdir
Beni ürperten
Uzak anısı
Yeryüzünün uykuya daldığı
Denizin sonsuz ufku,
Çocukluğum…
Yassı bir güle dayar gibi sırtını
Bir tren camına dayamış başını
Gecelerin sınırları erittiği
Burukluğun eril coğrafyasında
Özgür bir şarkı gibi söylüyor
Gönlünce büyüttüğü
kısık bir aleve benzeyen
Saklı ümidini
Seyyahıydım ben
Beni ona götüren ezgilerin
Ufukta turnalar gibiydim
Ben ona giderken
Yorgun yüreğimde
Dipdiri ümidi vardı sevdanın
Arzuyla yanan
Yaban bir gülün çığlığını duyuyorum ömrümce
Ezgilerle çağrılan
Akışını pınarların

Yaşamın tüm arzusuyla süregittiğidir
Ümidiyle parlayan
kıvancı ve
İnancı gözlerimin
Gündüz düşlerinde ben
Şimdi
Cennetindeyim
En arı duyarlıkların
Bir ses
Işığa çağırıyor yüreğimi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir